Hayal, Ütopya ve Ölüme Hazırlık

Okuma Süresi:3 Dakika, 6 Saniye

   Evvel zaman içinde mi desem kalbur saman içinde mi desem bilemedim. Pirelerin berber olmasının da pek mümkün olmadığı bir zamanda, Kafdağı’nın eteklerindeki uçsuz bucaksız bir arazide bulunan gölün kenarına iliştirilmiş küçük kasabada hayat normal bir şekilde devam ediyormuş. Zaten temanın kasabayla alakası yok. Tüccarların, seyyahların yolculuk esnasında butik otel niyetine kullandıkları, bir hancıya ait olduğunu düşündüğüm bir mülkiyette çalışan çırağın hikayesini anlatacağım.

    Gelgelelim bu çırak hayatını günümüz garsonları gibi idame etmekteymiş. Çırağın ismini hiç düşünmedim bu sebeple farklı isimlerle hitap edeceğim. Robert kardeşimiz hana gelenlerle ilgilenir, bahşişini harcar, haftalığını biriktirirmiş, şahsen ben olsam öyle yapardım. Bir gün hana kalabalık bir kafile gelmiş. Robert onlarla pek alakadar olmuş. Bir hafta kadar handa kalan kafile, dünyayı gezen, ticaret yapan aynı zamanda macera peşinde koşan bir grupmuş. Cyrus, hizmetiyle kendini onlara çok sevdirmiş. Her akşam sohbetlerine katılmış. Kafiledekiler Cyrus’a seyahatlerini ve nereden geldiklerini anlatmışlar. Büyük bir okyanus ülkesinden gelmişler. Ülkelerindeki eğitimin, ekonominin, sosyal hayat ve adalet olgusunun bu zamanın kat kat ötesinde olduğunu söylediklerinde, Cyrus şaşırmadan edememi; “böyle güzel bir ülkeden neden ayrıldınız o zaman?” demiş. Kafiledekiler kahkahayla gülerek “paramız altından yapılıyor.” diye cevap vermişler. Altın her ülkede kıymetli olduğu için bütün diyarları gezdiklerini söylemişler.

  Cyrus kafiledeki insanlara hayran kalmış, adeta büyülenmiş. Onlara katılıp gitmek istemiş ama “ayak uyduramam, önce kendimi hazırlayayım ve direkt onların ülkesine göç edeyim” demiş. Kafile gidene kadar Cyrus onlardan ülkeleri hakkındaki her şeyi öğrenmiş. Ütopya ülkesine gidiş rotasını sırtına dövme bile yaptırmayı düşünmüş ama oraya gidince hapse falan düşersem sırtımda bir haritalık boşluk lazım olur diye hafızasında tutmakla yetinmiş.

  Çırak Felix hazırlıklara başlamış. Öncelikle biraz para biriktirmesi gerekiyormuş. Yaklaşık yüz altına ihtiyacı varmış. Felix gündüzleri handa çalışmaya devam etmiş, geceleri at arabası ile yolcu taşıyormuş, sabaha karşı da rahibi sabah ayini için uyandırıp bahşiş alıyormuş. Kısa sürede büyük bir azimle yüz altını toplamış. Bir de bavula ihtiyacı olduğu gelmiş aklına. En yakın marangoza sipariş vermek istemiş düşündüğü modeli. Fakat marangoz onun istediği bavulu yapamayacağını söyleyince başka marangoza gitmek yerine kendisi yapmaya karar vermiş. Çırak Hector uzun uğraşlarının ardından bir kaç bavul örneği tasarlamış. Web-Sunta gösterisiyle bavulları test edip, onları parçalayıp en sonunda en beğendiği modeli yapmaya başlamış. O kadar uğraşmış ki, karşılığında bir marangoz kadar odundan, ağaçtan anlar halede gelmiş.

  Hector Ütopya’nın okyanusa kıyısı olduğunu bildiği için yüzme ve balıkçılığı öğrenmek istemiş. Kasabanın yanındaki gölde, bir arkadaşından yüzmeye ve balıkçılığa dair önemli noktaları öğrenmeye başlamış. Kısa sürede istek ve arzusuyla kasabanın en iyi yüzücüsü ile yarışacak kadar geliştirmiş kendisini. Hatta yüzerken elleriyle ve ayaklarıyla balık tutmayı bile öğrenmiş.

  Çırak Elvis orada konuşulan dili, kültürü ve edebiyatı da öğrenmek istiyormuş. TYT ve AYT kurslarına girerek okumaya başlamış. Üç dil öğrenmiş, o çağda yazılan hemen her şeyi okumuş. Kitaplar, papirüsler, parşömenler hatta kil tabletleri bile okumuş. Tüm bu bilgilerle KPSS sınavına girmek istemiş. Sınavdan tam puan alınca da hayatın sosyal yönlerine merak salmış. Hemen kasabanın sanat merkezine kaydolup arp, ud, rebap, hurdy gurdy, saz, gitar, org ne varsa öğrenmiş. Çırak Lucas üstün bilgi ve yetenekleriyle adeta ışık saçar hale gelmiş. Kasabadaki kadınlar, cemiyetler, özel üniversiteler tabi siyasi partiler peşinden koşmaya başlamış.

    Lucas artık yolculuğa hazır olduğunu düşünmüş. Hana gidip bir kadeh grande boy içkisini alıp üstüne ismini yazdırıp göl kenarında yürüyüşe çıkmış. Çırak Douglas göle gelince oturup gölü izlemeye başlamış. Yarın çıkacağı yolculuğu düşünmüş. Yaptığı uzun ve yorucu hazırlığın gururuyla göldeki yansımasına bakmış. Douglas dehşete kapılmış. Kendini tanıyamamış. “Kim bu kırışık suratlı, yaşlı beyaz saçlı adam ?” demiş. Yaşadığı şokla koşmaya başlamış ama hemen yorulmuş. Douglas yaşlandığını bu kadar geç fark etmenin acısıyla kendini evine kapatmış. Kasabadakiler ilk günler evine akın etse de zamanla unutulup gitmiş. Douglas hastalanıp ölüm döşeğine düşünce dostları son kez onu ziyaret etmişler. Dostları “Keşke seyahatini bitirebilseydin, Ütopya’ya gidebilseydin.” demişler. Douglas dostlarına “Korktum, konfor alanımı bırakamadım, kendimi kandırdım.” gibi sözler zırvalayıp ölmüş.

                                                                                                       

Yazar Hakkında

Abdullah Boz

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %
Önceki içerik ÇALDIRAN SAVAŞI
Sonraki içerik Çılgınlığın Eşiğinden Düşen Bir Dahi: Vincent Van Gogh

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Bir Cevap Yazın

Sosyal Medya Hesaplarımız
%d blogcu bunu beğendi: